You are currently viewing Dünyanın En Yüksek Noktası : Everest 

Dünyanın En Yüksek Noktası : Everest 

  • Post author:
  • Post category:Doğadan

Dünyanın birçok yerinde insanlar yaşayabilir. Bu yerlerin bazılarında yaşam zordur. Sıcak olabilir,  yağmurlu olabilir, soğuk olabilir yılın bazı bölümleri aşırı rüzgarlı bile olabilir. İnsanlar bir şekilde zorluklara adapte olurlar ve hayat devam eder. Ancak bazı yerler vardır ki oralarda yaşamak bir kenara dursun, kısa süreli bulunmak bile çok tehlikelidir.

İnsan yapısı gereği meraklıdır, keşfetmek doğasında vardır. Öyle ki bu keşfetme duygusu dünya tarihinde büyük etkilere neden olmuştur. Dünyanın uç noktaları tarih boyunca bu doğrultuda  insanlaraoldukça cazip gelmiştir. Kutuplar, okyanuslar, dağlar birçok doğa harikasını ilk defa keşfetmek, ilk adımı atmak, dünya tarihine geçmek için insanlar bir biriyle yarıştı.

  19.   yüzyılda William Lambton ile başlayan “Büyük Trigonometrik Ölçüm” orijinal ismiyle “Great Trigonometrical Survey” projesi kapsamında; Hindistan yarımadasının tüm coğrafi haritasıın çıkarılması hedeflenmiş ve yaklaşık bir asır sürmüştür. Sir George Everest, Lambton’dan sonra yönetimi devralmış ve ölçümleri Himalayalar’a kadar ulaştırmıştır. Radhanath Sikdar isimli projede yer alan Hintli matematikçi, 1852 yılında yaptığı hesaplamalarla:  “Peak XV” yani 15. Zirve isimli zirvenin dünyanın o ana kadar ölçülmüş en yüksek noktası olduğunu keşfetti. Andrew Scott Waugh bu muazzam keşif ile selefi George Everest’i onurlandırmak istedi. 1856 yılında buraya onun adının verilmesinin Kraliyet Coğrafya Cemiyetine önerdi. Everest’in bu öneriyi o an görevde olmaması sebebiyle kabul etmediği hatta karşı çıktığı söylenir. Sonuç olarak 1865 yılında bu öneri kabul edilmiştir.

Bu çalışmalarda tarih yazıcılığının önemini görüyoruz. Tibetiler yıllarca bu dağa ruhani bir önem atfetmişti hatta buraya yerel dilde “Chomolungma”  yani “Dünyanın Tanrıça Annesi” demiş, Nepalliler ise “Sagarmatha” yani “Gökyüzünün Alnı” demişlerdir. Yerel halklar buranın bu kadar önemli olduğunu kendilerince tespit etmişlerdi. Elbette bilimsel çalışmalar için dünyanın heryerinden bilim insanlarını ülkeye davet etmek iyidir. Ancak burada bir çizgi vardır, bu çalışmaları koordine eden bağımsız ve egemen bir ülke mi? Değil mi?  Eğer bağımsız bir devlet değilseniz gelip sizin tarihinizi başkaları yazar. Konu yanlış anlaşılmamalıdır, tarih boyunca güçlü ülkeler ve liderler, bilim insanlarını ülkesine kazandırmaya çalışmıştır. Fatih Sultan Mehmet ve topçu Urban buna güzel örnektir.

Yapılan ölçümler modern kartografyanın temelini oluşturmuştur.  Dağın yüksekliği 8840 metre olarak ölçülmüştür. Ancak bu deniz seviyesinden ölçüldüğünde en yüksektir. Her sene tektonik hareketler ile yaklaşık 4 milimetre yükselmeye devam eder. Konum olarak Nepal ile Tibet sınırında yer alır. Zirvesindeki kayalıklarda deniz fosillerine rastlanabilir. Popülerliği sebebiyle oldukça kirlidir, dağ ekipmanları, oksijen tüpleri ve birçok insan atığı çevre sorunu oluşturur. 8000 metrenin üzerindeki oksijen seviyesi o kadar düşüktür ki bu noktadan sonrası “Ölüm Bölgesi” olarak adlandırılır. İnsan vücudunda hücreler yenilemez ve yavaş yavaş ölmeye başlar. Dağcılar için 14:00 kuralı uygulanır. Zirveye ulaşılmadıysa 14:00 itibariyle geri dönüş protokolü uygulanmalıdır.

Everest Keşfedildi Peki İlk Kim Ayak Basacak?

Everest’e tırmanmak sadece fiziksel bir başarı değil, aynı zamanda devasa bir lojistik ve irade işidir. Tırmanışlar ekip ve ekipmanlarla yapılmaktadır. Yerel halk yani Şerpalar mihmandarlık yaparlar. Aslında Şerpalar bu işin en kritik noktasıdır, bir bakıma gizli kahramanlardır. Rotayı çizerler, ipleri döşerler ve ağır yükleri taşırlar. Genetik olarak şartlara uyumlu olmaları onları dağın gerçek sahipleri yapar.

Kayıtlara geçen ilk başarılı tırmanışı yapanlar 1953 yılında Edmund Hillary & Tenzing Norway’dir. İkili zirvede sadece 15 dakika kadar kalabildi, bu sürede fotoğraf çekip etrafı gözlemlediler. Bunu günümüzün modern teknolojisini aksine, 1953 yılının şartlarıyla ağır oksijen tüpleri, yünlü kıyafetler kullanarak başardılar. 1924 yılında Gerorge Mallory ve Andrew Irvine zirve yolunda kaybolmuşlardır.  Mallory’nın bedeni, 1 Mayıs 1999 yılında, 8160 metre irtifada bulundu. Irvine ile alakalı arama çalışmaları devam etti ancak bulunamadı.

Dağa tırmanan ilk Türk 1995 yılında bunu başaran Nasuh Mahrukidir. Kendisi aynı zamanda “Yedi Kıta Yedi Zirve” projesini tamamlayan ilk Türk unvanına sahiptir.

Rekolar Başarılar

En çok tırmanan: Nepalli Kami Rita Sherpa (2024 itibariyle 30 kez tırmanmıştır.)
En Genç ve En Yaşlı: Jordan Romero (13 yaşında), Yuichiro Miuro (80 yaşında)
İlk Kadın Dağcı Junko Tabei 1975 yılında, ilk Türk kadın Eylem Elif Maviş 2006 Olarak kayıtlara geçmiştir.

Son olarak

Everest’e tırmanan 100 kişiden 4’ü hayatını kaybetmektedir. Dağda hala yaklaşık 200 bilinen dağcının cansız bedeni bulunmaktadır. Şerpalar olmasaydı tırmanışlar neredeyse gerçekleşemezdi. Tırmanış öncesi Puja adı verilen bir tören düzenlerler ve iyi şans dilerler.  Everest’e tırmanmak fiziksel yeterliliğini yanında büyük çoğunlukla ekip işidir. Tırmanışlar 60 gün süren adaptasyon ve sabır işidir. Yolculuk Nepal’in Başkenti Katmandu’da başlar, Lukla’ya uçulur, buradan yaklaşık 10 gün  ( 5 kilometre) yürüyüş ile Ana Kampa geçilir. Dağcılar zirveye hemen gitmezler, “Testere Dişi” denilen bir yöntem izlerler. Ana kamptan 1. Kampa çıkıp geri dönerler, sonra 2. Kampa çıkıp orada bir gece kalıp ana kampa inerler, bu yukarı çık aşağı in döngüsü, vücudun alyuvar sayısını artırarak düşük oksijene uyum bağlanması yardımcı olur. Hava raporları ile rüzgârların azaldığı tespit edilince asıl tırmanış başlar. 2. Kamp(6400 metre) genelde dinlenme ve güç toplama olarak kullanılır. 3. Kamp (7162 metre) dik bir buz duvarın üzerindedir. 4. Kamp (7906 metre) burası Ölüm Bölgesinin girişidir. Dağcılar burada sadece birkaç saat dinlenir. Zirve Günü akşam 21:00 gibi 4. Kamptan açılır 12 saatlik amansız tırmanış başlar. Zirvede sadece 15 – 20 dakika kalındıktan sonra inişe geçilir. İniş, yorgunluk ve dikkatsizlik nedeniyle tırmanışını en tehlikeli kısmıdır.